Ebeveynleri ayrılan veya ölen çocuklarda sıklıkla ruhsal sorunlar görülebiliyor
Üniversitemiz Tıp Fakültesi öğretim üyeleri tarafından “Ailede Boşanma ve Anne-Baba Ölümünün, Çocuk Üzerindeki Etkileri” konulu bir araştırma yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre, ebeveyni ölüm nedeniyle kaybeden çocuklardaki olumsuz etkilerin, ebeveynleri boşanan çocuklardan daha önemli olduğu belirtildi.
Üniversitemiz Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fevziye Toros ve Adli Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nursel Gamsız Bilgin tarafından yapılan çalışmaya, Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi polikliniğine Ağustos 2001-Ağustos 2002 tarihleri arasında başvuran 686 çocuk ve ergenden anne-babası boşanmış ya da ölüm nedeniyle anne-baba kaybının olduğu toplam 62 çocuk ve ergen katıldı. İki grubun yer aldığı çalışmada, bir grupta anne ve babası boşanan 37 çocuk, diğer grupta ise anne-babadan en az birinin ölüm nedeniyle kayıp olduğu 27 çocuk yer aldı. Çalışma, çocukların sosyodemografik özellikleri, çocuklarda görülen ruhsal bozuklukların sıklığı ve türü, çocuklardaki depresyon ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı.

Kentleşme ve eğitim düzeyinin yükselmesi gibi çeşitli nedenlerle, son yıllarda boşanma oranının pek çok ülkede arttığını söyleyen Doç. Dr. Fevziye Toros, yılda ortalama bir milyon çocuğun boşanmaya tanık olduğunu kaydetti. Yapılan araştırmalara göre en sık görülen boşanma nedeninin şiddetli geçimsizlik olduğunu belirten Doç. Dr. Toros şöyle konuştu: “Son yıllarda mutsuz bir evliliğin sürdürülmesinin toplum, eşler ve çocuklar için sağlıklı olmadığı bildirilmesine ve toplumun boşanmış bireylere bakış açısının değişmesine rağmen boşanma sonrası yaşanan sorunlar hem ebeveynler hem de çocuklarda önemli ruhsal sorunların ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Boşanma sırasında ebeveynlerin çocuğu kendi taraflarına çekmeye çalışmaları, çocukların anne-baba arasındaki şiddete tanık olmaları veya kendilerinin şiddete maruz kalmaları, çocukların boşanmadan kendilerini sorumlu hissetmeleri ve suçluluk duymaları, ebeveynlerin çocukları ile düzenli ve yeterli iletişim kuramaması gibi nedenlerden dolayı çocukların yaklaşık olarak üçte birinde önemli ruhsal sorunlar görülebileceği bildirilmiştir. Ebeveynleri boşanmış çocuklarda güvensizlik, özsaygının yitirilmesi, terk edilmişlik duyguları, okul başarısızlığı, saldırganlık, depresyon, regresyon (enürezis, parmak emme, enkoprezis gibi), uyku bozuklukları, ayrılık kaygısı ve suç işlemeye eğilimde artış en sık görülen ruhsal sorunlardır.”

Araştırmanın sonuçları hakkında bilgi veren Doç. Dr. Toros, boşanma veya ölüm nedeniyle ebeveynlerinden ayrılan çocuk ve ergenlerde benzer sıklıkta ve benzer türde ruhsal sorun yaşandığını, ancak ebeveynlerini ölüm nedeniyle kaybeden çocuklarda kaygı ve depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğunu ifade etti. Araştırma sonucuna göre boşanmanın genellikle az sayıda çocuğu olan ailede gerçekleştiğini söyleyen Doç. Dr. Toros, çocukluk çağında anne ve/veya babasını ölüm nedeniyle kaybeden ya da anne-babası boşanan çocuklarda ruhsal sorunların (özellikle depresif belirtiler) her iki ebeveyni ile birlikte yaşayan çocuklara göre daha sık görüldüğünü vurguladı. Çocukların üçte birinin boşanmada önemli bir ruhsal sorun yaşamadığına da belirten Doç. Dr. Toros, “Boşanma sırasında ebeveynlerin tutumu ne kadar olumlu ise, annede depresif belirtiler ne kadar az ise çocukta ruhsal sorun görülme sıklığının o kadar az olduğu bildirilmiştir. Toplumumuzun örf ve adetlerine göre ölen kişilerin ardından tutulan yas uzun süre yaşanmakta, ölen kişilerin ardından eski aktivitelere ve sosyal yaşantıya dönüş geç olmakta (televizyon açılmamasının, canlı renkli kıyafetlerin giyilmesinin ayıp sayılması gibi), eşlerini kaybedenler, yas ve depresyon dönemlerini daha uzun yaşamaktadırlar. Yapılan çalışmalarda hayatta kalan ebeveynin ruhsal durumunun iyi olduğu durumlarda çocukların da ruhsal açıdan daha az sorun yaşayacağı, ölümün ani ve beklenmedik olduğunda ise çocuklarda ruhsal sorunun daha yoğun olabileceği bildirilmiştir” diye konuştu.
Boşanma çocuğa nasıl söylenmeli?
Boşanmanın çocuğa anne ve babası ile birlikte söylenmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Toros, özellikle küçük yaştaki çocukların kendi hataları olduğunu düşündüklerini için kendilerini suçlu hissettiklerini ancak çocuğa bu durumun kendi hatasının olmadığının söylenmesi gerektiğini kaydetti. Doç. Dr. Toros “Çocuğa, hem anne, hem de babasının kendisini çok sevdiği söylenmeli. Ancak, anne-baba olarak birlikte çok mutlu olamadıkları belirtilmeli. Boşandıktan sonra velayet genellikle annede kaldığı için babanın istediği zaman çocuğu görebileceği, arayabileceği belirtilmeli.”dedi.
Boşanmadan sonraki aşamanın da çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Toros, anne ve babanın birbirine olan öfkesini çocuğa yansıtmaması, çocuğun gözünde anne ve baba modelinin olumsuz olarak yansıtılmamasının da faydalı olduğunu söyledi. Çocuğun istediği zaman, ayrı olduğu ebeveyn için sorular sorabilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Toros, şunları kaydetti: “Ayrı olduğu ebeveynin eşyaları varsa onları odasına asabilir. İstediği zaman annesiyle ayrı olduğu ebeveyn hakkında rahatlıkla konuşabilmeli. Anlaşmalı bir boşanma ise çocukla anne ve baba yemeğe çıkabilir, özel günlerde bir araya gelebilir. Anne çalışmıyorsa, babanın ekonomik olarak anneye destek vermesi gerekli. Çocuğun eski rutini olabildiğince sürdürmesi desteklenmeli.”

Çocukların anne ve babanın birleştirme çabalarının son derece doğal olduğunu bildiren Doç. Dr. Toros, bu çabanın çocuğu majör depresyondan koruduğunu ifade etti.
“Anne ya da babanın ölümü çocuğun güvendiği bir kişi tarafından söylenmeli”
Doç. Dr. Toros çocuklarda ölüm kavramının genellikle 8-10 yaşlarında geliştiğini ve ölümün artık geri dönüşümsüz olduğunun algılandığını kaydetti. Bu yaş grubundan daha küçük yaştaki çocuklara, ölümün kendi hataları olmadığının anlatılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Toros, şöyle konuştu: “Çocuğa ölüm olayı, sağ kalan ebeveyn ya da çocuğun güvendiği akrabası ile birlikte söylenmeli. Çocuk ‘Bir gün gelecekler’ gibi oyalamalar olduğu zaman bunu hissediyor. Ölüm çocuğa, somut örneklerle açıklanmalı. Bazen aileler, ‘doktor hanım siz açıklar mısınız’ diye sorarlar. Doktorların böyle bir yükümlülüğü yoktur. Çünkü bu açıklama üçüncü kişi tarafından değil çocuğun güvendiği kişi tarafından yapılmalı. Yoksa aileye karşı bir güvensizlik yaşanabilir. Bu da çocuk ile ebeveyn arasında güvensizliğe yol açabilir”
Anne-baba boşanmalarıyla ilgili yapılan çalışmalara da değinen Doç. Dr. Toros, annenin eğitim düzeyinin yüksekliğinin çocukta ruhsal sorun görülme olasılığını düşürdüğünü vurguladı. Babada olan alkol bağımlılığının, babada ağır ruhsal ve bedensel sorunlara ve aile içi sorunların artmasına yol açtığını ve çocukların da sağlıklarının tehlikeye girmesine neden olduğunu belirten Doç. Dr. Toros, İstanbul Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Enstitüsü tarafından 974 suçlu çocuk üzerinde yapılan araştırmada çocukların yüzde 42.1’inin parçalanmış aile çocuğu olduğunu saptandığını sözlerine ekledi.
Haber / Ayla Yunusoğlu Eroğlu
Fotoğraf / Aynil Pişkin
- Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü